• 23 Nisan 2018, Pazartesi 18:52
ZiyaGÜNEY

Ziya GÜNEY

YAĞMURLAR SEL BASKINLARI VE KENTLERİMİZ

Kuvvetli bir yağmurda kentlerimizdeki çukur mahalleler göle dönüyor, ev ve iş yerlerini su basıyor, heyelanlar meydana geliyor, dereler taşıyor can ve mal kayıpları oluyor.

Şüphesiz bu türden sel, deprem vb. gibi doğal afetleri önceden önlemek mümkün değildir. Ancak yapılan planlama ve bu planlamaya uygun olarak alınacak tedbir ve yapılacak çalışmalar ile can ve mal kayıplarını en aza indirmek mümkündür.

Bunun için birçok defa medya da dahil olmak üzere çeşitli zeminlerde dile getirdiğimiz gibi gerek ülkemiz gerekse kentimiz ölçeğinde Doğal Afet ve Deprem Master Planı yapılarak en kısa sürede hayata geçirilmelidir.

Kentimiz için hazırlanacak böyle bir planın deprem ayağını bir kenara bırakıp doğal afetle ilgili bölümünde öncelikle:

Kentimizdeki Gökdere, Cilimboz, Nilüfer Vadisi, Karıncalı  ve  Deliçay derelerinin en kısa zamanda ıslahlarının tamamlanarak dere yataklarında ve yakın çevrelerindeki taşkın alanlarında yerleşim ve sanayiye hiçbir şekilde (kaçak veya planlı) müsaade ve müsamaha edilmemelidir.

2004 yılında yürürlüğe giren 5216 sayılı Büyükşehir Yasası'nda metropol alan içindeki dere yataklarının ıslahı da büyükşehir belediyelerinin yetki ve görev alanı içine girmiştir.

Gerek 2030 çevre düzeni gerekse nazım ve uygulama imar planları, doğal afet gerçeği dikkate alınarak revizyondan geçirilmelidir.

 Cilimboz Deresi'nin üstünün kapatılması ve Nilüfer Vadisi'nde yapılan düzenlemeler bu dere yataklarındaki taşkın riskini daha da artırmıştır.

Gelişmiş Batı ülkelerindeki en küçük yerleşim birimlerinde dahi bundan yüz yıl önce yapılan yağmur suyu kolektör inşaatları, kentimizde ancak bizim yerel yönetimlerde görevde bulunduğumuz 1989-1994 döneminde başlayabilmiştir.

Merkezdeki ilçeler başta olmak üzere yağmur suyu kolektör inşaatlarının bir program dâhilinde metropol ölçeğinde kısa sürede bitirilmesi için BUSKİ gerekli plan ve proje çalışmalarını tamamlamalıdır.

Bir de bizim yıllardan beri üzerinde durduğumuz bir konu da kentimizin topoğrafik yapısı sebebiyle Uludağ'dan, üst mahalle ve semtlerden gelen sel sularının (yapılan yağmur suyu kolektörlerine rağmen) alt mahallelerde su baskınlarına sebep olmasıdır.

 Bunu önlemek için de özellikle üst kotta bulunan mahallelerdeki cadde ve sokaklara asfalt yerine parke taş döşenmesidir.

Bu sayede hem suyun bir bölümü yer altına giderek alt semtlere gidecek su miktarı azalacak hem de kent içinde her cadde ve sokağa dökülen asfalt dolayısıyla kuruyan başta tarihi çınarlarımız olmak üzere bitki örtüsünün yaşaması mümkün olabilecektir.

Petrol türevi olan asfaltın pahalı, dışarıdan dövizle ithal edildiği de unutulmamalıdır.

Kaldı ki cadde ve sokaklarımıza  asfalt yerine parke taş döşenmesi halinde altyapıdaki arıza ve onarımlar daha kolay ve ucuz yapılabilecektir.

Batı özellikle kent merkezlerinde asfaltı terk edeli uzun yıllar oldu. Batı ülkelerinin kent merkezlerinde daha ekonomik ve sağlıklı olan taş veya beton parke tercih ediliyor.

Bugüne kadarki yağmurlar ve sel baskınları bir daha göstermiştir ki özellikle yerel yönetimlerimiz önceliği, makyaja, boyaya, cilaya kısacası bir sonraki seçimi kazanmaya ve günü kurtarmaya yönelik işlere değil ciddi, kalıcı uzun vadeli teknik ve sosyal altyapı  yatırımlarına vermelidirler...


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık